Günlüğün İngilizcesi Ne? – Düşünceler ve Beni Takip Eden Kalemim
Hepimiz bir şekilde “günlük” tutmuşuzdur, değil mi? Kimisi yazarken “bugün yine hayatımda hiç önemli bir şey olmadı, ama sen yine de yazayım” der, kimisi de o günün derin düşünceleriyle başlar ve neredeyse kitap yazacak kadar detay verir. Ama bir sorun var: Günlük yazmanın İngilizcesi ne? Hadi, biraz bu durumu mizahi bir şekilde irdeleyelim, çünkü hepimiz bir şekilde İngilizce öğreniyoruz ama çoğu zaman cevaplar hep ortada: “Diary” veya “Journal” mı? Bir de bu terimler doğru bir şekilde kullanıldığında, sanki kendinizi felsefi bir kişi gibi hissediyorsunuz. O yüzden, gelin bu işi bir eğlenceye çevirelim.
Günlük ya da Journal? Bir Kelimeyi Anlamak
İzmir’de yaşayan, bolca espri yapan ama aslında kafasında bir dünya düşünce dönen biri olarak, bir akşam kendi kendime düşündüm: “Günlüğün İngilizcesi ne?”. Hemen telefona sarıldım, tabii ki, aradım. Hani bazı sorular vardır ya, insanın annesine sormak istemediği, çünkü o kadar basit bir soru gibi gözükür ki, “bu soruyu şimdi annem nasıl algılar?” diye düşünürsünüz. O yüzden hemen Google’a yazdım: “Günlüğün İngilizcesi ne?”
İlk çıkan cevap: Diary. Ama bir dakika, dur! Google’ı hemen savunmaya geçmeye kalkmayın. Hemen başka bir kaynakta Journal diyor! Peki, ne olacak şimdi?
İngilizce derslerinde bile böyle bir kafa karışıklığı yok muydu? Bir derste tüm öğrenciler “book” dediklerinde, öğretmen “Kitap değil, defter!” deyip, sinirlenerek tüm anlamını kaybettiği kelimeyi anlamlandırmaya çalışmaz mıydı?
İşte tam da burada hayat, biraz daha ilginçleşiyor.
Günlük, kelime anlamı itibarıyla daha çok kişisel yazıları anlatırken, journal daha çok resmi ve kayda değer bir süreç içeren yazılar için kullanılıyor. Mesela bilim insanları günlüğüne yazmadığı için “diary” yerine “journal” kullanır. Hani derler ya, “Benim hayatım bir bilimsel araştırma!” İşte o kişi “journal”ını yazıyor, öteki ise sadece “diary”sini tutuyor.
Diary mı? Journal mı? Sorun Bende Değil, Benim Kalemimde!
Evet, kabul ediyorum. Bu işin İngilizce kısmı da bir problem olabilir ama işin asıl komik kısmı şu: Bizim günlük yazma alışkanlığımız aslında ne kadar önemli? Öyle ya, herkes bir şekilde akşamları iç sesine yazık bir şekilde dökülen düşüncelerini bir kağıda döker ya da gece yatağında sabah kalkınca unutacağı fikirleri baştan sona yazmak zorunda hisseder. Bir çeşit terapi.
Bir arkadaşım var, diyelim adı Ali. Ali, her gün bir şeyler yazmaya karar vermiş. Ama tam anlamıyla içini dökmek yerine, daha çok “Bugün sabah kahvemi içtim, ardından işe geç kaldım, aman Allah’ım” gibi başlangıçlarla başlar. Sonra gece yatarken, “Bugün öyle büyük bir olay yaşadım ki!” diyerek “diary” yazısını bitiriyor. Ali’nin günlükleri çoğunlukla 10 satırla sınırlıdır ve genelde derin felsefi düşünceler içermez. Hatta bazen “Bugün Neredeydim?” diye başlar ve devamında “Aa, unuttum, nereye gitmiştim ki?” yazısıyla biter. Ama işin güzel yanı şu ki, o yazıların sonunda Ali bir şekilde rahatlar. Kalemiyle sohbet etmek, bir anlamda içini dökmek… Ve ertesi gün işe gitmek için hala o eski kaybolan motivasyonla başlar.
Günlük Yazmanın Gizemi
Şimdi, günlük yazmanın aslında içsel bir terapi olduğunu söyleyebilirim. Ama ben bir yerde takıldım. Gece yatarken yazmaya başlıyorum, “Yine mi? Saat 1 olmuş, yat!” diyorum içimden. Ama kalemim bir türlü durmuyor. “Bugün çok eğlendim, ama bu insanları gerçekten tanıyor muyum?” derken, birden derin düşüncelere daldım.
Peki, acaba gerçekten bu yazdıklarım bir gün bana ne gibi bir hatıra bırakacak? Yani yazdığım şeylerin İngilizcesini de öğrenmeliyim, değil mi? “Diary” ya da “Journal” yazarken, bir de bir gün bakıp okuyacağım “Vay be, o zamanlar nasıl bir insandım!” dedirtmeli. Gelecekteki ben kendimi okurken “Hadi ya, şunları yazmışım!” dememeli.
Yazarken kendimi biraz entelektüel hissediyorum. Yani evet, kimseye göstermiyorum ama çok derin yazılar yazıyorum. Şu an bile yazıyorum ve “İleriye dönük bu yazılar ne kadar anlamlı olacak?” diye düşünüyorum. Gelecekteki ben bunları okurken, “Ya şuna bak, o zaman ne kadar deliymişim!” diyecek mi?
Diary’mi Yazayım, Journal’mi?
Her şeyden önce, İngilizcesinin ne olduğunu bulmaya çalışırken, biraz da hayatımdan kesitler sunmak istedim. Mesela bir akşam, bir arkadaşımla “günlük” hakkında konuşurken, “Abi, sen hiç günlüğünü İngilizce yazmayı denedin mi?” dedim. Arkadaşım cevabı biraz düşündükten sonra, “Yani… Ben daha İngilizce ‘diary’ yazmaya başlamadım, ama her gün pizza yiyip, kahve içiyorum. O kadar yazı yazacağım bir şey yok.” dedi. Gerçekten? Yani gerçekten de her gün ne kadar sıradan bir yaşam sürdüğünü bir türlü fark edemedi mi?
Bu tarz durumlar, bazen insanı günlüğü yazarken eğlenceli kılabilir. Ama işin sonunda, iç sesimi dinlediğimde ve arkadaşımın söylediklerini düşündüğümde bir kez daha fark ettim ki, aslında benim için “diary” yazmak bir tür ruhsal terapiye dönüşüyor. Ama kimse bilmesin. Şey… Ama yine de, kendime gelecekte bir gün okuyacak kadar derin yazılar bırakmak istiyorum. Belki de birkaç yıl sonra, kendi günlüklerimi okurken “Bu yazıyı yazan kişi kimdi?” diyeceğim.
Sonuç: Bir Kelimenin Ardında Durdukça Derinleşen Anlam
Sonuç olarak, Günlüğün İngilizcesi ne? sorusu aslında en başta düşündüğümüzden çok daha fazlasıydı. Ve evet, bazen İngilizce kelimeler de bir şekilde kafa karıştırabilir. Ama tek bildiğimiz şey, kendimize bir şeyler yazmak, hayatı biraz daha anlamlandırmak ve sonra bu yazdıklarımızı okuyarak içsel bir yolculuğa çıkmak.
Unutmayın, diary ya da journal yazmak, önemli olan sizin nasıl hissettiğiniz ve yazdıklarınızın gelecekteki size nasıl bir yol gösterici olacağı. Şu an yazmaya devam ettiğiniz her satır, aslında bir gün sizi daha iyi bir versiyonunuza ulaştıracak.
Yani, derin düşünceler, kahkahalar ve birkaç sıradan cümle ile belki de bir gün bu yazıyı okuduğunuzda, “Günlüğün İngilizcesi ne?” diye sormayacak ve sadece gülümseyeceksiniz.